(Bir saattir odamı topluyorum, şimdi bitti. (yalan söyledim bitmedi ama az kaldı.))

Hmmy’nin Sunday plağını almıştım zamanında, onu dinliyorum. Açıkçası beklediğimden iyi çıktı. Cheer up, my Brother parçasını biliyordum sadece ama diğerleri de gayet iyi. Açın iki dakika isterseniz, arkada dinlersiniz.

Bayadır yazı yazmak istiyorum açıkçası da zaman uzadıkça geri dönmek daha zor oluyor ya da çok güzel bir yazıyla geri dönmek gerekiyor gibi fikirler insanı herhangi bir şey yapmaktan alıkoyuyor.

Odamı topladım. Odamı topladıkça rahatladım. Kafam netleşti sanki. Dağınık olduğunda hiçbir şey yapamayacakmışım gibi hissediyorum. Plak da dinliyorum, keyfim yerinde. Çay içebilirim aslında ya.

Çayımı aldım geldim, işte hayat bu kadar basit. Şu ana kadar okuyorsanız hala ve bu yazı nereye doğru gidiyor, ne zaman bir şey anlatmaya başlayacak diye düşünüyorsanız, bunu ben de biraz düşünüyorum ama çok da değil. Spesifik bir konu yok aklımda açıkçası. Ufak bir ‘catching up’.

Haftasonu Oscar Peterson ve Oscar Pettiford plağı aldım iki tane. Bu Sunday plağından önce onları dinliyordum. Biraz da onlar aklıma getirdiler hala bir müzik bloğumun olduğunu. Yazın çok fazla Astrud Gilberto ve Elis Regina dinledim. Aslında Astrud Gilberto’cuydum ama Elis’in çok daha başarılı olduğuna karar verdim en sonunda. Tabii herkesin ayrı bir tadı var da, neyse. Değişmeyen tek şey ama aralarda hep Oscar Peterson dinliyordum. Trio Caz müziğinin inanılmaz bir tarafı var bence. Bill Evans da çok severim ve kesinlikle bu iki trio hakkında yazılar yazmak istiyorum ama düşüncelerimi nasıl bir araya toplayabileceğimden emin değilim.

Onun dışında sosyal medyayı relativ daha fazla düşündüğüm bir dönemdeyim. Bana çok iyi geldiğini düşünmüyorum ve o yüzden de olabildiğince kaçınmaya çalışıyorum. Ama sonuçta bu yazı bitince tabii ki paylaşıcam. Asıl önemli olan şey aradaki kompromiss’i iyi kurup, sağlıklı ve bilinçli bir yerden yaklaşmak galiba. Ama burada da oturup sosyal medyanın 5 iyi 5 kötü tarafı tadında bir yazı yazmayacağım tabii ki.

Haftasonu evde değildim. Güzel vakit geçirdim çok güzel insanlarla. Başka yerlere gitmek, başka insanlar görmek çok iyi geliyor. Çok uzun süre aynı şeyleri yapınca insanın görüşü kapanıyor bence. Arada sırada başka şeyler de olduğunu görmek umut verici.

Genel olarak da biraz daha farklı bir şeyler yapıyorum akademik olarak. İyi geliyor baya, akademinin pek görmediğim taraflarını keşfediyorum. Çok odaklı bir şeyler yapmak iyi hissettiriyor. İstanbul’da odama led döşediğim zamanlar aklıma geliyor. Bir tane albüm açardım loop’ta, (mesela o zamanla çok özdeşleştirdiğim Fatih Erkoç’un True Love albümü), yaptığım projenin büyüklüğüne bağlı birkaç gün sadece lehim yapardım. Hiçbir distraction olmadan saatlerce sadece lehim. İyi gelirdi, iyi geliyor.

Bu yazı bölümünün de başlığını değiştirmek istiyorum galiba. Sesli notlar güzel bir başlık ama bilemiyorum. Gelecekte bu yazıyı okuyorsanız başlığının büyük ihtimalle sesli notlar olmaması lazım.

Önümüzdeki birkaç hafta yine yoğunum bir tık ama yılbaşından sonra(en geç) başka ‘müzik’ yazılarıyla sizi görmeyi çok isterim. Astrud Gilberto, Elis Regina, Oscar Peterson, Bill Evans, Christian Scott(unutmadım, hala aklımda, bir yıldır bu herife yazı yazıcam ya) aklımda olan ve en kısa zamanda yazılarını yazmak istediğim insanlar, ama biraz daha dinlemeye ve biraz daha düşünmeye ihtiyacım var gibi. Onun dışında haberiniz yoksa Büyük ev’in albümü sonunda çıkıyor. O konuda da baya heyecanlıyım, merakla bekliyorum.

Bu kadar gibi ya, en kısa zamanda görüşürüz. (8 aya falan)(yok yok şaka)((umarım)). {BU parantez işini sevdim baya}.

PS. şimdi aklıma geldi ya, Robert Glasper yazısı da kesin gelicek.