merhaba!, geri döndüm.
Ciddi zaman oldu ya, nereden başlasam bilemiyorum. Hızlı hızlı bulletpoint’lerle size küçük bir hayat güncellemesi:
- Fizik bachelor bitti, master’a geçtim.
- Dedim eğitim hayatım bitmeden bir Erasmus yapayım, Kopenhag’a geldim Ağustosta, Hazirana kadar buradayım.
- Sosyal anlamda kendimi aşarak çok fazla yeni insanla tanıştım.
- Çok fazla geziyorum, genellikle solo olarak.
- Olabildiğince evde yemek yapmaya çalışıyorum, olmadığında da sağlıklı bir şeyler alıyorum dışarıdan.
- Aynı miktarda (ciddi fazla yani) kahve içmeye devam ediyorum.
- Blog’um olduğunu hatırladım, o yüzden geri geldim.

Aşağı yukarı böyle yani anlayacağınız. Aslında ekimde bir yazı yazmıştım, böyle baya enerjik, çok mutlu. Sonra TR’de birtakım olaylar olmuştu. Baya mutsuz olmuştum, sonra da paylaşmamıştım. Şu an o yazıyı silip bir daha yazıyorum aslında, ama içeriği asla aynı değil.
Bilmem dikkatinizi çekti mi ama yeni fotoğraf sekmesi açtım blogda. O taraflara da biraz yönelmek istiyorum. Sokak fotoğrafçılığını çok severim, binaları, yolları falan çekmeyi. Ve Kopenhag da bu iş için biçilmiş kaftan aslında. Sadece hava şu an biraz çok soğuk ve çok karanlık. Biraz daha düzelsin, kesinlikle akılda olan bir plan.
Onun dışında yukarıda da dediğim gibi baya geziyorum. Bachelordan sonra biraz hakettim gibi hissediyorum. Yani geziyorum dediysem de böyle çok büyük şehirleri gezmiyorum, daha çok arabayla yol üstündeki küçük şehirleri. Büyük şehirlerin hepsi büyük sonuçta, bir süreden sonra çook da büyük bir olayı kalmıyor bence.
Ve kesinlikle gezi yazısı yazmayı istiyorum. Önümüzdeki aylar için planlı birkaç roadtrip’im var, umarım onlar hakkında detaylı bir şeyler yazarım bir yıl daha kaybolmadan önce.

Onun dışında ne tür müzikler dinlediğimden bahsetmek istiyorum. Eninde sonunda burası bir müzik blogu yani. Aslında direkt bir müzik yazısıyla mı dönsem diye düşünmedim değil, ama böyle küçük bir catch-up’ın kötü olmayacağını düşündüm. Her neyse, bu aralar baya japon disco/funk ve japon cazı dinliyorum. Asla size burada anlatabilecek kadar hakim değilim ama siz de benimle beraber yavaş yavaş japonca şeyler dinlemek isterseniz, playlistim burada.
Aaa Spotify wrapped’imden bahsedebilirim biraz. Hemen aşağıya koyuyorum.
İnanılmaz fazla Ezhel dinledim geçen yıl. Özellikle arabada giderken o kadar iyi akıyor ki anlatamam. Büyük ev 2 numarada haklı yerinde her zamanki gibi ve top songslara baktığınızda 1,3 ve 5 numaranın son albümden olduğunu görebilirsiniz. O kadarrr iyi bir albüm olmuş ki.

Büyük ihtimalle bir çoğunuz bu yorumuma katılmayabilir ama bence doğru. Sonuçta hepsi yaşlandılar ve hayatlarının başka bir dönemindeler. Ve müziklerinin de o yönde değişmesini beklemek kadar doğal bir şey olmadığı gibi bence değişmemesini beklemek mantıksızca. Kesinlikle yeni albümleri hakkında bir şeyler yazıcam (takribi önümüzdeki beş yılda).
Biraz da başka bir konudan bahsetmek istiyorum. Eski Apple Ipod classicleri bilir misiniz bilmem ama onu tekrar kullanmaya başlamış bir community var. Tabii ki eski Ipodların hafızası falan çok az ve pilleri de çok kısıtlı. Ama işte bu dediğim insanlar eski iPod’ları alıyorlar, eski harddiskini atıp yeni sd-kart koyuyorlar, ekranını değiştiriyorlar ve hatta bazılarına bluetooth falan bile ekliyorlar. Bence inanılmaz bir konsept ve ben de kesinlikle böyle bir şey yapmak istiyorum. Havalı gözükmesi zaten çok güzel ama onun dışında bence daha önemli bir konsept daha var.
Günümüzün stream çılgınlığında, durmadan bir müzik akışı var. Eskiden yeni müzik keşfi için spotify radyoyu fena bulmazdım ama son zamanlarda kendi playlistim bitip de radyosu çalmaya başladığında aynı şeyleri dinliyormuşum gibi hissediyorum. Ve sizin başınıza geldi mi bilmiyorum ama bazen bazı şarkılar kayboluyor, bir yerlerde anlaşmazlık çıkıyor ve kaldırılıyor. Son zamanda benim iki kere başıma geldi (daha önce de kesin yaşadım da en son bu iki durum aklımda kaldı): birincisi Kimiki Kasai’nin Herbie Hancock’la bir albümü vardı Butterfly adında. Bir playlistimde o albümden ‘I thought it was you’ şarkısı vardı. Açtım playlisti dinliyorum, ya burada bir şarkı eksik neydi bu acaba falan diye baya düşündüm, sonra buldum. Direkt kaldırılmış spotifydan. Ikincisi de Black Coffee’nin turn me on parçası. Artık ne yaşanmış bilmiyorum, parça duruyor ama içeriği bambaşka bir şey olmuş.
Yani kısacası diyeceğim o ki, bu tüketim çılgınlığında neyi tüketip neyi tüketmek istemeyeceğimizi artık seçemiyor gibiyiz. Ama mesela bir Ipod’unuz olsa ve oraya emek verip, dinlemek istediğiniz şarkıları bulup atsanız, o şarkıların her zaman orada olduğunu bilirsiniz. Bir bakıma aslında plak biriktirmek gibi bir şey. Dinlediğiniz müzikle daha iç içe, daha intentional olmanızı sağlıyor, en azından sağlayacağına eminim yani.
Aslında analog kamera olayı da öyle biraz. Az buz bir miktar olmayan para verip film alıyorsunuz, içinden sadece 36 kare çıkıyor. O yüzden fotoğrafı çekerken belki iki kere durup düşünüyorsunuz, belki kafanızda tartıp biçiyorsunuz, bu kareyi çekmeye değer mi diye. Bütün bu sürecin sonunda ortaya çıkan şey haliyle daha kıymetli oluyor, ve mükemmel çıkmasa bile özel bir anlamı oluyor. Önümüzdeki birkaç ayda eski bir Ipod modlarsam, adım adım yazıcam buraya 🙂
Evet, yazmak istediğim konular bu kadar şimdilik. Haftaya sınavım da var o yüzden gidip çalışmam gerekiyor. Ama ne yalan söyleyeyim iyi geldi buraya dönüp bir şeyler yazmak. Umarım sizi böyle inanılmaz ekstra uzak bir zamandan önce bir daha görebilirim, yani burada.