Nearly Oratorio, Simon Lam’in solo projesi. Ne zaman keşfettiğimi hatırlamıyorum ama bu blogu yazmaya başlamadan çok önce ‘şu insanlar hakkında hayatımın bir kısmında yazı yazmalıyım’ playlistine (evet öyle bir playlist var) koyduğum ilk sanatçılardan.

nearly oratorio 1
Simon

Biraz Backstory: Melbourne asıllı Lam, liseden hemen sonra Londra’ya caz okumaya gitmiş. Kins adlı grupta çalmış 2016’ya kadar, onun dışında da bir sürü projede çalışmış. Bunlardan en meşhur olanı kuzeni Chloe Kaul’la beraber kurdukları electro pop duo’su Kllo. İki kere dünya turuna çıkmışlar. Müzisyenliğinin yanı sıra mühendis de olan Lam birçok albümün mixing’ini ve producing’liğini yapmış.

Nearly Oratorio projesi aslında günlük gibi bir şey. Günün yoğunluğu geçip de akşam tek başına kaldığında, sadece kendisi için, kafasından geçenleri içinden geldiği gibi ortaya döktüğü bir proje. Çoğu zaman Kllo’nun provalarından sonra kaydettiğini, bütün bir gün elektronik müzikle uğraştıktan sonra biraz daha sakin bir şeyler üretmenin kendisine iyi geldiğini söylüyor Lam.

2016’da verdiği bir röportajda ‘ne zaman büyüyoruz, hayatımızın amacı ne ve bunu nasıl gerçekleştiririz gibi soruları düşünmediğim bir gün olmuyor’ diyor ve aslında Nearly Oratorio da böyle bir yerden çıkıyor. Hayatın bütün karmaşasını, bütün deadline’larını ve problemlerini bir kenara bırakıp sakinleşerek yaptığı bir müzik.

nearly oratorio 2
Kuzeni Chloe Kaul’la beraber Kllo çekimlerinden

Ben ilk dinlediğimde çok etkilenmiştim, hala daha etkileniyorum. Kendisi daha önce dinlediğim hiçbir insana benzemiyor açıkçası. Çok organik ve akışkan müziğinin üstüne böyle dokunsanız kırılacak vokallerini de eklediğinde ortaya insanı derinden etkileyen, (existential!) bir iş ortaya çıkıyor.

Benim favorilerim ilk EP’sinden Tin ve Occlude, ama diğer parçaları da çok iyi, zaten çok çok fazla parçası da yok. Eğer daha önce dinlemediyseniz, geç kalktığınız yağmurlu bir pazar gününde kahvenizi alıp, en sevdiğiniz koltuğunuzda ince bir battaniyenin altında dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Thank me later. Bir sonraki yazıda sizinle görüşebilmek başıma gelebilecek en iyi şeylerden biridir. Hoşçakalın

Ps. Tabii ki Ps’siz bir yazıyı bitiremem. Biliyorum çok uzun zaman oldu ama hayat böyle, yapacak bir şey yok. Bundan sonra relativ daha fazla yazı gelir büyük ihtimalle, en kötü marttan sonra kesin. Bu arada yılbaşı falandı, herkese mutlu yıllar, muhteşem bir yılınız olsun!